Zihnimiz Eksik Kalan Sayfaları Neden Tamamlar?
- Ayça Özbatır

- 30 Tem
- 2 dakikada okunur
Salı günü hikâyede şu cümleyi paylaşmıştım:
“Zihnimiz eksik kalan sayfaları tamamlamayı sever.”

Belki de bunun nedeni, eksik bir hikâyeyle kalmanın kolay olmamasıdır.
Bir kitabı ilk birkaç sayfasını okuyup kapatmazsınız. Çünkü bilirsiniz; bazı karakterler hemen tanınmaz, bazı hikâyeler ise ilk bölümde anlaşılmaz. Hatta bazen kitabın en önemli cümlesi sonlara doğru gelir.
İnsanlarla karşılaştığımızda ise aynı sabrı her zaman gösteremeyiz.
Birkaç davranış görürüz.
Birkaç cümle duyarız.
Bir sessizlik yaşanır.
Ve zihnimiz eksik kalan yerleri tamamlamaya başlar.
Belirsizlik, zihnin en rahatsız olduğu yerlerden biridir.
Çünkü zihin yalnızca anlam arayan bir yapı değildir; aynı zamanda güvenlik arayan bir yapıdır. Ne olup bittiğini öngörebildiğimizde kendimizi daha güvende hissederiz. Belirsizlik ise kontrol edemediğimiz, sonucunu kestiremediğimiz bir alan açar.
Bu yüzden zihnimiz eksik kalan yerleri tamamlamaya eğilimlidir.
Anlam aramak, bağlantılar kurmak ve boşlukları doldurmak onun doğal çalışma biçimidir. Elimizdeki sınırlı bilgiden bütün bir hikâye oluşturabiliriz. İlk izlenimler, tahminler ve sezgiler de çoğu zaman böyle doğar.
Sorun, bu hikâyeleri kurmamız değildir.
Asıl güçlük, onları gerçeğin kendisi sanmaya başladığımız anda ortaya çıkar.
Bir mesaja geç cevap verildiğinde “Artık ilgisini kaybetti.” diye düşünebiliriz.
Sessiz kalan birini “Bana kırgın.” diye yorumlayabiliriz.
Birkaç ilgi gösterisini “Beni beğeniyor.” diye okuyabiliriz.
Oysa bütün bunlar, eksik kalan sayfaların üzerine yazılmış olasılıklardır.
Psikanalitik bakış bize burada önemli bir şey söyler:
İnsan zihni boşlukları yalnızca mevcut bilgilerle doldurmaz; geçmiş deneyimleriyle, beklentileriyle, korkularıyla ve arzularıyla da doldurur.
Çünkü hiçbir ilişkiye yalnızca bugünü taşıyarak girmeyiz. Daha önce yaşadıklarımız, hayal kırıklıklarımız, özlemlerimiz ve korunma çabalarımız da bizimle gelir.
Bu yüzden bugünkü ilişkiye bazen dünün izleri karışır.
Karşımızdakini yalnızca olduğu gibi değil, geçmişte yaşadıklarımızın ışığında da görmeye başlarız.
Belki de bu yüzden aynı davranış, iki farklı insanda bambaşka anlamlar uyandırabilir.
Çünkü eksik kalan sayfaları çoğu zaman gerçeklerle değil, kendi geçmişimizin izleriyle tamamlarız.
Bir insanı tanımak ise aceleyle bir sonuca varmak değildir.
Bazı sayfaların henüz açılmadığını kabul edebilmektir.
Belki de gerçek yakınlık, eksik kalan yerleri hemen doldurmaya çalışmadan, bir süre o belirsizlikle birlikte kalabilmeyi gerektirir.
Çünkü bazen bir insanı anlamaya en çok yaklaştıran şey, onun hakkında hemen bir hikâye yazmamak olur.



Yorumlar