top of page

İnsan Neden Bildiği Şeyi Değiştiremez?

  • Yazarın fotoğrafı: Ayça Özbatır
    Ayça Özbatır
  • 2 gün önce
  • 3 dakikada okunur


“Bunun bana iyi gelmediğini biliyorum.”

“Bu ilişkide hep aynı şeyi yaptığımı biliyorum.”

“Neden böyle davrandığımı da biliyorum.”

“Ama yine de değiştiremiyorum.”

Bazen kendimizle ilgili oldukça fazla şey biliriz.

Hangi ilişkilerin bizi yorduğunu, hangi durumlarda geri çekildiğimizi, neden hep benzer insanlara yaklaştığımızı, neden hayır diyemediğimizi ya da neden bazı şeyleri tekrar tekrar ertelediğimizi fark ederiz.

Hatta bunların geçmişimizle bağlantısını da kurabiliriz.

Ama bütün bunları bilmek, davranışımızı her zaman değiştirmez.

Ve belki de en kafa karıştırıcı olan budur.


Bir şeyi anlamışsak, neden hâlâ aynı şeyi yapmaya devam ederiz?

Bilmek neden yetmiyor?

Gündelik hayatta değişimi çoğu zaman bilgiyle ilişkilendiririz.

Bir şeyin nedenini anlarsak onu değiştirebileceğimizi düşünürüz.

Bu yüzden kendimizi anlamaya çalışırız:

“Bunu annemle ilişkim yüzünden yapıyorum.”

“Terk edilmekten korktuğum için böyle davranıyorum.”

“Çatışmadan kaçındığım için hayır diyemiyorum.”

Bu bağlantılar önemli olabilir. Bazen insanın kendisine bakışını bile değiştirebilir.

Ama psikanalitik düşünce bize başka bir şeyi daha hatırlatır:

Kendimiz hakkında bir şeyi bilmekle, onu ruhsal olarak yaşayabilmek aynı şey değildir.

Çünkü davranışlarımızın tamamı bilinçli kararlarımızdan oluşmaz.

Bazı örüntüler yalnızca düşüncelerimizde değil; duygularımızda, ilişkilerimizde, beklentilerimizde ve kendimizi koruma biçimlerimizde yerleşmiştir.

Bu yüzden zihnimiz bir şeyi çoktan anlamışken, başka bir yanımız hâlâ eski yolu kullanıyor olabilir.


Tekrar ettiğimiz şey yalnızca alışkanlık değildir

Freud, insanların bazen kendilerine acı veren deneyimleri bile farklı biçimlerde yeniden ürettiklerini fark etmişti.

Farklı kişilerle ilişki kurarız ama ilişkide kendimizi yine aynı yerde buluruz.

“Bu kez farklı olacak” deriz ama bir süre sonra tanıdık bir duygu ortaya çıkar.

Yine görülmediğimizi hissederiz.

Yine terk edilmekten korkarız.

Yine fazlasıyla sorumluluk alırız.

Yine geri çekiliriz.

Yine ulaşılması zor birine bağlanırız.

Dışarıdaki kişiler değişmiştir ama içerideki ilişki biçimi şaşırtıcı biçimde tanıdıktır.

Psikanalizde buna yalnızca bir alışkanlık gibi bakılmaz.

Çünkü tekrar ettiğimiz şey bazen bize acı verse bile tanıdıktır.

Ve tanıdık olan her zaman iyi değildir; ama öngörülebilirdir.

İnsan ruhsallığı için öngörülebilir olan, bazen iyi olandan daha güvenli gelebilir.


Bize iyi gelmeyen bir şey neden hâlâ işe yarıyor olabilir?

Belki değişimin en zor taraflarından biri burada başlıyor.

Çünkü değiştirmek istediğimiz davranış yalnızca bize zarar veren bir şey olmayabilir.

Aynı zamanda bizi bir şeyden koruyor da olabilir.

Çatışmadan kaçınmak, kendi ihtiyacımızı söylememizi engelliyor olabilir; ama karşımızdakinin kızgınlığıyla karşılaşmaktan da koruyabilir.

Herkesi memnun etmeye çalışmak yorucu olabilir; ama reddedilme ihtimalini azaltıyor gibi hissettirebilir.

İnsanlara mesafeli durmak yalnızlaştırabilir; ama yakınlığın getireceği incinme ihtimalinden koruyabilir.

Kontrol etmek tüketici olabilir; ama belirsizlik karşısında bir güvenlik duygusu sağlayabilir.

Bu yüzden bazen değiştirmek istediğimiz şeyin yalnızca bedelini görürüz.

Oysa ruhsal olarak hâlâ bir işlevi vardır.

Ve o işlev anlaşılmadan yalnızca davranışı ortadan kaldırmaya çalışmak, insanın elinden kendisini korumak için kullandığı bir şeyi almak gibi gelebilir.

“Ama artık bunun farkındayım”

Farkındalık yine de önemlidir.

Çünkü daha önce otomatik biçimde yaşadığımız bir şeyi görmeye başladığımızda, onunla aramızda küçük de olsa bir mesafe oluşur.

Ama iç görü bazen değişimin sonu değil, başlangıcıdır.

Bir örüntünün nereden geldiğini anlamak başka bir şeydir.

O örüntü ortaya çıktığında başka türlü davranabilmek başka.

Ve belki en zoru, başka türlü davrandığımızda ortaya çıkan duygulara dayanabilmektir.

Hayır demenin gerekli olduğunu bilmek kolay olabilir.

Ama hayır dediğimizde karşımızdakinin hayal kırıklığına dayanmak zor olabilir.

Bir ilişkiden uzaklaşmamız gerektiğini bilmek mümkün olabilir.

Ama uzaklaştığımızda ortaya çıkan yalnızlıkla kalabilmek başka bir şeydir.

Kontrolü bırakmamız gerektiğini anlayabiliriz.

Ama kontrol etmediğimizde yükselen belirsizliği taşımak kolay olmayabilir.

İşte değişim çoğu zaman tam burada gerçekleşir:

Bildiklerimizin, duygusal deneyimimizin içine girebildiği yerde.


Değişim neden zaman alır?

Belki de bu nedenle ruhsal değişim çoğu zaman doğrusal değildir.

Bir şeyi fark ederiz.

Tekrar yaparız.

Yine fark ederiz.

Bir gün biraz farklı davranırız.

Sonra yeniden eski yere döneriz.

Bazen bunu gerileme olarak yorumlarız:

“Demek ki hiçbir şey değişmedi.”

Oysa belki değişim, bir örüntünün bir daha hiç ortaya çıkmaması değildir.

Önce onu daha erken fark etmeye başlarız.

Sonra içinde daha az kalırız.

Bir süre sonra başka türlü davranabileceğimiz küçük bir alan oluşur.

Ve zamanla eskiden kaçınılmaz görünen şey, seçeneklerden yalnızca biri haline gelebilir.

Bilmekten yaşayabilmeye

Belki kendimizle ilgili öğrendiğimiz her şeyi hemen değiştiremememizin nedeni iradesiz olmamız değildir.

Bazı şeyleri yalnızca zihnimizle değil, yıllar boyunca kurduğumuz ilişki biçimleriyle öğrenmiş olmamızdır.

Bu nedenle değişim de yalnızca yeni bir şey bilmekle gerçekleşmez.

Bazen yeni bir deneyime ihtiyaç duyarız.

Birine hayır deyip ilişkinin hâlâ devam ettiğini görmek.

Bir ihtiyacımızı söyleyip terk edilmediğimizi deneyimlemek.

Kontrol etmediğimiz halde dünyanın dağılmadığını fark etmek.

Yakınlaşıp yine de kendimizi kaybetmediğimizi yaşamak.

Belki o zaman bildiğimiz şey, yalnızca bir düşünce olmaktan çıkar.

Ruhsal olarak inanabildiğimiz bir şeye dönüşmeye başlar.

Çünkü bazı şeyleri anlamak için bir kez görmek yeterli olabilir.

Ama başka türlü yaşayabileceğimize inanmak için, bazen onu tekrar tekrar deneyimlememiz gerekir.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page