Tek Başına Kalırsam Dağılır Mıyım?
- Ayça Özbatır

- 3 Tem
- 2 dakikada okunur

Hiç kimse sana “iyi gidiyorsun” demediğinde, yine de ilerlemeye devam edebilir misin?
Bu soru bazen göründüğünden daha büyük bir şey anlatır.
Çünkü çoğu zaman mesele yalnız kalmak değildir.
Mesele, yalnız kaldığında kendine yetip yetemeyeceğinden emin olamamaktır.
Bir ayrılıktan sonra…
Bir kayıptan sonra…
Bir ilişkinin sarsıldığı bir dönemde…
İnsan bazen yalnızlıktan çok başka bir şeyden korkar.
Sanki onu ayakta tutan şey dışarıdaki birileriymiş gibi hisseder.
Bir partner…
Bir ebeveyn…
Bir dost…
Bir ses…
Bir bakış…
Birinin varlığıyla daha kolay taşınan şeyler vardır.
Ve o dayanak sarsıldığında eski bir soru yeniden ortaya çıkabilir:
“Ben bunu tek başıma taşıyabilir miyim?”
Bazı insanlar için bu soru bugüne ait değildir.
Belki çok daha eski bir yerden gelir.
Bir zamanlar fazla erken büyümek zorunda kalmış bir çocuktan…
Duygularıyla tek başına kalmış bir çocuktan…
Birilerinin yanında güçlü olmak zorunda kalmış bir çocuktan…
O çocuk bir zamanlar yalnız kalmanın ne kadar zor olduğunu öğrenmiştir.
Yıllar geçer.
Hayat değişir.
İnsan büyür.
Ama bazen o eski yalnızlığın izi içeride kalır.
Bu yüzden bazı insanlar dışarıdan gelen işaretlere ihtiyaç duyar.
Birinin “iyisin” demesine…
Birinin “yanındayım” demesine…
Birinin “devam et” demesine…
Çünkü mesele sadece onay almak değildir.
Bazen mesele, tek başına da ayakta kalabileceğine inanabilmektir.
Belki de iyileşme tam burada başlar.
Kimseye ihtiyaç duymamakta değil.
Hepimiz zaman zaman birilerine yaslanırız.
Ama birileri yanımızda olmasa da tamamen dağılmayacağımızı yavaş yavaş deneyimlemekte.
Korksak da yürüyebileceğimizi…
Üzülsek de dayanabileceğimizi…
Kaybetsek de var olmaya devam edebileceğimizi fark etmekte.
Çünkü bazen insanın aradığı şey yeni bir dayanak değildir.
Kendi içindeki dayanağı yeniden bulmaktır.
Bu çoğu zaman bir anda olmaz.
Bir sabah uyanıp artık hiç korkmamakla da başlamaz.
Belki önce küçük anlarda ortaya çıkar.
Bir karar verirken…
Bir hayal kırıklığıyla karşılaşırken…
Birisi yanımızda olmadığında…
İçimizden hemen dışarıya bakmak yerine bir an durabilmekte.
Kendimize şu soruyu sorabilmekte:
“Şu an gerçekten ne hissediyorum?”
“Ne istiyorum?”
“Bu duyguyla biraz kalabilir miyim?”
Çoğu zaman şöyle düşünürüz:
“Önce kendime güveneyim, sonra adım atayım.”
Halbuki çoğu zaman süreç ters işler.
Önce küçük bir adım atarız.
Sonra taşıyabildiğimizi görürüz.
Sonra güven oluşur.
Belki içimizdeki dayanak da böyle oluşur.
Her zor duyguyu hemen susturmadan…
Her belirsizlikte hemen bir işaret aramadan…
Korksak da, emin olmasak da, küçük küçük deneyimleyerek.
Çünkü güven çoğu zaman önce hissedilmez.
Yaşanarak oluşur.



Yorumlar