Neden Hep Fazlasını Yapıyoruz?
- Ayça Özbatır

- 4 May
- 2 dakikada okunur

Bazı insanlar hayatlarında hep biraz daha fazlasını yapar.
Daha çok verir,
daha çok düşünür,
daha çok sorumluluk alır.
Dışarıdan bakıldığında bu, güçlü ve “iyi” bir özellik gibi görünür.
Ama bir noktada,
bu fazlalık taşınamaz bir yük haline gelmeye başlar.
Ve kişi içten içe şunu hisseder:
👉 “Ben bu kadarını yapmak zorunda mıydım?”
Aslında bu sorunun altında başka bir soru saklıdır:
👉 “Peki, ben yapmasaydım ne olacaktı?”
“Fazla yapmak” çoğu zaman bilinçli bir tercih değil,
zaman içinde gelişmiş bir uyum biçimidir.
Çocuk, olduğu haliyle yeterli hissedemediğinde
bir yol bulur:
👉 “Değer görmek için telafi etmeliyim.”
Bu deneyim her zaman açıkça söylenmez.
Ama hissedilir.
Ve zamanla kişi şunu yaşayabilir:
“Ben durursam, bir şeyler eksik kalacak.”
Neden duramıyoruz?
Çünkü durduğumuzda
karşılaşabileceğimiz o boşluk zorlayıcı olabilir.
Fazla yaparak bazen sadece karşı tarafı değil,
kendi içimizde yükselen kaygıyı da düzenleriz.
* Eğer ben aramazsam, o aramayabilir.
* Eğer ben sormazsam, o anlatmayabilir.
* Eğer ben çabalamazsam, bu ilişki zayıflayabilir.
Yani bazen “fazla yapmak”,
ötekinin nasıl karşılık vereceğiyle yüzleşmemek için
kurduğumuz bir denge olabilir.
Hepimizin çok temel, çok insani bir ihtiyacı vardır:
👉 kabul görmek
👉 sevilmek
👉 ilişkide kalabilmek
Ve çoğu zaman en büyük korku şudur:
👉 bunları kaybetmek
Onayı kaybetmek,
sevilmemek,
ilişkiden düşmek…
Bu yüzden fazla yapmak sadece bir alışkanlık değil,
👉 çoğu zaman bir kaygıya verilen yanıttır.
“Ya ben durursam ve o da gelmezse?”
“Ya ben bırakınca, ilişki de dağılırsa?”
Bu noktada fazla yapılan şeyler,
sadece davranış değildir.
" bir kaybı önleme çabasıdır."
Kişi çoğu zaman fark etmeden şunu taşır:
👉 “Ben verirsem kalır.”
👉 “Ben tutarsam gitmez.”
Bazı ilişkilerde bir taraf daha çok “inşa eden”,
diğeri ise daha çok “içinde kalan” olur.
Biri konuşarak, açarak ve taşıyarak ilişkiyi tutmaya çalışırken;
diğeri daha çok içinde tutarak, biriktirerek kendini korur.
Sesini yükselten taraf çoğu zaman
duyulmaya değil, “orada birinin olduğunu” hissetmeye çalışıyordur.
Ama ses yükseldikçe,
öteki biraz daha içine çekilebilir.
Ve bu iki yol,
birbirine tam temas etmeden ilerleyebilir.
Bu yalnızlık çoğu zaman iki taraf için de görünmezdir.
🌙 Kritik Eşik: Durduğunda Ne Oluyor?
Mesele “kimin daha çok yaptığı” değildir.
Asıl mesele,
o fazladan yapılanların ardındaki ihtiyaçtır:
👉 görülmek
👉 fark edilmek
👉 değerli hissedebilmek
Her fazladan adım bazen şunu taşır:
“Ben buradayım.”
Bakış açımızı biraz kaydıralım:
👉 “Neden bu kadar yapıyorum?” yerine
👉 “Durursam, neyle karşılaşırım?”
Çünkü değişim çoğu zaman
fazlalıkları bırakmaktan önce,
o boşlukla kalabilmeyi öğrenmekle başlar.
🌙 Sonuç
Fazla yapmak çoğu zaman bir alışkanlıktan fazlasıdır. İlişkiyi kaybetmemeye yönelik bir çabanın parçası olabilir.
Ama kendini sürekli geri planda bırakarak kurulan hiçbir bağ, insanı gerçekten “içeride” hissettirmez.
Yorulmak bazen bir işarettir:
“Biraz da kendine dön.”
Bazen mesele fazla vermek değil;
vermediğinde kimsenin gelmeyebileceği ihtimaliyle
yüzleşebilmektir.



Yorumlar