top of page

Kendimizi de Bir Heykele Dönüştürüyor Olabilir miyiz?

  • Yazarın fotoğrafı: Ayça Özbatır
    Ayça Özbatır
  • 5 gün önce
  • 2 dakikada okunur


Geçen hafta Galatea üzerine yazarken aklımda başka bir soru belirdi.

Pigmalion yalnızca Galatea’yı mı yontuyordu?

Yoksa hepimiz, farkında olmadan, biraz da kendimizi mi yontuyoruz?

Her gün biraz daha…

Biraz daha başarılı, biraz daha güzel, biraz daha güçlü, biraz daha üretken olmaya çalışırken…

Acaba neyi inşa ediyoruz?

Ve neyi geride bırakıyoruz?

Kusursuzluk Arayışı

Bugün etrafımıza baktığımızda bize sürekli aynı mesaj veriliyor.

Daha iyi ol. Daha genç görün. Daha fit ol. Daha başarılı ol. Daha mutlu görün.

Kendimizi geliştirmek elbette insana iyi gelebilir. Öğrenmek, değişmek ve olgunlaşmak yaşamın doğal bir parçasıdır.

Ama bazen gelişmekle kendimizi düzeltmeye çalışmak birbirine karışıyor.

Çünkü gelişimin sessizce yerini şu düşünce alıyor:

“Olduğum hâlim yeterli değil.”

İşte o anda mesele gelişim olmaktan çıkıyor.

Kendimizden uzaklaşmaya başlıyoruz.


Kendimizi Yontarken

Belki yalnızca bedenimizi değiştirmiyoruz.

Sesimizi yumuşatıyoruz.

Öfkemizi saklıyoruz.

Üzüldüğümüzü göstermiyoruz.

Sürekli güçlü görünmeye çalışıyoruz.

Her şeyi kontrol etmeye uğraşıyoruz.

“İyi anne.”

“İyi eş.”

“İyi terapist.”

“İyi çalışan.”

“Mutlu insan.”

Bir rol diğerinin üzerine ekleniyor.

Ve fark etmeden kendimizi yontuyoruz.


Bilgi Eksikliği ile Beceriksizliği Karıştırmak

Terapi odasında bunu sıkça görüyorum.

İnsan bazen yalnızca henüz bilmediği bir şeyi, hiç yapamayacağına dair bir kanıta dönüştürebiliyor.

Bir şeyi henüz bilmiyor olmakla, o şeyi yapamayacak biri olduğuna inanabiliyor.

Oysa bilgi öğrenilebilir.

Deneyim kazanılabilir.

Beceri zamanla gelişebilir.

Fakat kişi, henüz yolun başındayken kendisini yetersiz ilan ettiğinde, öğrenme alanı da daralmaya başlıyor.

Belki de mesele gerçekten beceriksiz olmak değil.

Henüz gelişmekte olan taraflarımızı kusur gibi görmeye başlamamız.


“Mutlu” Rolü Yapmak


Bazen yalnızca başarılı görünmeye çalışmıyoruz.

Mutlu görünmeye de çalışıyoruz.

Çünkü üzgün olmak,

yorulmak,

kararsız kalmak,

kaygılanmak,

sanki başarısızlıkmış gibi hissediliyor.

Oysa insan bazen tam da bunları yaşayarak büyüyor.

Belki de ruhsal olgunlaşma, her zaman iyi hissetmek değil; iyi hissetmediğimiz zamanları da taşıyabilmekle ilgili.



Heykeller Yaşamaz


Pigmalion’un heykeli kusursuzdu.

Ama mermerdi.

Hata yapmıyordu.

Çünkü yaşamıyordu.

İnsan olmanın güzelliği ise tam tersidir.

Yanılırız.

Eksik kalırız.

Bazen ne yapacağımızı bilemeyiz.

Bazen hayal kırıklığı yaşarız.

Ve tam da bu yüzden değişebiliriz.

Canlı olmak, kusursuz olmak değildir.

Canlı olmak, eksiklerle birlikte hareket edebilmektir.


Son Söz

Belki mesele kusursuz bir versiyonumuza ulaşmak değildir.

Belki mesele, olduğumuz kişiyi sürekli düzeltmeye çalışmadan da onunla yaşayabilmektir.

Çünkü heykeller kusursuz olabilir.

Ama yaşayamazlar.

İnsan ise eksikleriyle birlikte canlıdır.

Ve belki de en büyük özgürlük, kendimizi sürekli yeniden yontmayı bırakıp, olduğumuz hâlimizle tanışmaya cesaret edebildiğimiz yerde başlar.


Belki de insanın en büyük çabası kusursuz olmak değildir. Kusurlu hâliyle de sevilebilir olduğuna inanabilmektir. Çünkü bazen değiştirmeye çalıştığımız şey bedenimiz, davranışlarımız ya da performansımız değil; eksik olmanın yarattığı kırılganlıktır.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page