top of page

İlişkide Değiştirme Arzusu: Sevmek mi, Düzeltmek mi?

  • Yazarın fotoğrafı: Ayça Özbatır
    Ayça Özbatır
  • 2 gün önce
  • 2 dakikada okunur

Birini değiştirmek istemek, çoğu zaman onu anlamakla karıştırılır.



İlişkilerde sık duyulan bir cümle vardır:

“Ben onu değiştirmek istemiyorum ama…”


Bu “ama”dan sonra gelenler çoğu zaman şunu gösterir:

Karşımızdakini olduğu gibi kabul etmek ile onu dönüştürmek istemek arasında kalırız.


Ve çoğu zaman fark etmeden, ilişkiyi bir anlama alanı olmaktan çıkarıp bir düzeltme alanına çeviririz.


Neden değiştirmek isteriz?



Birini değiştirmek istemek her zaman kötü niyetli değildir.

Aksine, çoğu zaman çok tanıdık bir yerden gelir:


  • rahatsızlığa tahammül edememek

  • belirsizlikle kalamamak

  • kontrol ihtiyacı

  • “böyle olursa daha iyi olur” inancı


Ama biraz daha yakından bakıldığında, bu arzunun çoğu zaman ilişkiden çok kişinin kendi iç dünyasıyla ilgili olduğu görülür.


Çünkü karşımızdaki kişinin davranışı bizde bir şey uyandırır.


  • değersizlik hissi

  • yeterince görülmeme

  • terk edilme korkusu

  • kontrol kaybı


Ve bu duygularla kalmak zor geldiğinde, zihin hızlıca bir çözüm üretir:


“Onu değiştirirsem, ben de rahatlarım.”



Bu arzunun kökeni


Değiştirme arzusu çoğu zaman geçmişten taşınır.


  • Duyguların düzenlenmediği bir çocuklukta

  • belirsizliğin tolere edilmediği bir ortamda

  • ya da sevginin koşullu hissedildiği ilişkilerde


kişi şunu öğrenir:


“İlişkiyi sürdürebilmek için bir şeylerin değişmesi gerekir.”


Bu öğrenme yetişkinlikte de devam eder.

Ve kişi, ilişkiyi korumak için değil,

kendi iç dengesini korumak için karşısındakini dönüştürmeye çalışır.


Karşı taraf ne hisseder?


Bir ilişkide sürekli “düzeltilen” tarafta olmak, zamanla şu duyguları yaratır:


  • olduğum halim yeterli değil

  • kabul edilmiyorum

  • sürekli bir şeyleri yanlış yapıyorum

  • ancak değişirsem sevileceğim


Ve bu his, kişinin sadece davranışını değil,

benlik algısını etkiler.


Bazı kişiler geri çekilir.

Bazıları daha çok çabalar.

Bazıları ise mesafe koyar ya da direnç geliştirir.


Ama ortak olan şudur: ilişki, güvenli bir alan olmaktan çıkar.


Anlamak yerine düzeltmek


Birini değiştirmeye çalıştığımızda:


  • hızlanırız

  • müdahale ederiz

  • çözüm üretiriz



Ama anlamak, bunların tam tersini gerektirir:


  • durmayı

  • dinlemeyi

  • acele etmemeyi


Ve bu, çoğu zaman daha zor olan yoldur.



Terapinin açtığı alan


Tam da bu noktada terapi, farklı bir alan sunar.


Çünkü terapi, değiştirmeye değil, anlamaya dayanır.


Birini dönüştürmeye çalışmadan,

onunla birlikte kalabilmeyi mümkün kılar.


Bu alanın içinde:


  • duygular aceleyle düzeltilmez

  • davranışlar hızla anlamlandırılmaz

  • hiçbir şey “hemen çözülmek zorunda” değildir


Ve belki de ilk kez, kişi şunu deneyimler: olduğu haliyle de kalınabilir.


Çünkü bazı değişimler, müdahale ile değil,

ancak taşınabildiğinde mümkün olur.


Peki hiç mi değiştirmeyelim?


Burada önemli bir ayrım var:


Değiştirmeye çalışmak ≠ değişime alan açmak


İlişkide dönüşüm mümkündür.

Ama bu, baskı ile değil, anlaşılma ile olur.


Bir insan:


  • kendini güvende hissettiğinde

  • yargılanmadığında

  • görülüp duyulduğunda


zaten değişmeye başlar.


Kendimize dönmek


Belki de asıl soru şudur:


“Ben şu an neyi değiştirmeye çalışıyorum…

ve aslında hangi duygudan kaçıyorum?”


Bu soru, ilişkiyi değil,

ilişki içindeki kendimizi görmeyi başlatır.


Son söz


Birini değiştirmeye çalıştığınızda,

ilişkiyi kontrol edersiniz.


Ama birini anlamaya başladığınızda,

ilişkiyi kurarsınız.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page