top of page

Galatea’yı Sevmek: Bir İnsanı mı, Hayalini mi Seviyoruz?

  • Yazarın fotoğrafı: Ayça Özbatır
    Ayça Özbatır
  • 9 Tem
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 4 gün önce


Sabah yürüyüşünde dinlediğim bir podcast te mitolojideki Galatea'nın hikâyesi anlatılıyordu.


Galatea, marble 1701, Robert le Lorrain
Galatea, marble 1701, Robert le Lorrain

Mitolojiye göre heykeltıraş Pigmalion, gerçek kadınlardan hayal kırıklığına uğrar ve kendi idealindeki kadını mermerden yontmaya başlar.

Günler, aylar boyunca üzerinde çalıştığı heykel kusursuzdur. Tam da onun istediği gibi.

Sonra Pigmalion yarattığı bu heykele âşık olur.

Hikâyeyi dinlerken aklımda kalan şey aşk değildi.

Daha çok şu soru oldu:

Bir insanı mı seviyoruz, yoksa onun bizim zihnimizdeki hâlini mi?


Terapi odasında bazen bunun farklı versiyonlarıyla karşılaşıyorum.

Kimi zaman bir ebeveyn çocuğunu olduğu gibi görmekte zorlanıyor. Çocuk, ebeveynin yarım kalmış hayallerini tamamlayacak kişi hâline geliyor.

Kimi zaman bir ilişki, iki kişinin buluşmasından çok, birbirlerine yükledikleri anlamlar üzerinden sürüyor.

Bazen de insan kendisine bunu yapıyor.

Olduğu kişiyi değil, olması gereken kişiyi sevmeye çalışıyor.


İlişkilerin ilk dönemlerinde hepimiz biraz Pigmalion gibiyiz aslında.

Karşımızdakini görürüz ama ona kendi arzularımızı, özlemlerimizi ve eksiklerimizi de ekleriz.

Bize iyi gelen taraflarını büyütür,

rahatsız eden taraflarını görmezden geliriz.

Bir süre sonra karşımızdaki insan kendi gerçekliğiyle ortaya çıkmaya başladığında ise hayal kırıklığı yaşarız.

Oysa çoğu zaman değişen kişi değildir.

Değişen, bizim onu görme biçimimizdir.

Belki de ilişkilerdeki bazı kırılmalar, karşımızdaki insanın bizi hayal kırıklığına uğratmasından değil; onun, zihnimizdeki yerinden çıkmasından kaynaklanır.


Bu yalnızca romantik ilişkiler için geçerli değil.

Bazen anne-babalar çocuklarının kendi yollarını seçmesine tahammül etmekte zorlanırlar.

Bazen çocuklar anne-babalarının güçlü, kusursuz ve hep var olacak insanlar olmadığını fark ettiklerinde sarsılırlar.

Bazen dostluklarda bile karşımızdaki kişinin bizim ihtiyaç duyduğumuz kişi olmadığını görmek zor gelir.

Çünkü sevgi kadar, hayallerimize de bağlanırız.

Bazen sevdiğimiz şey yalnızca karşımızdaki insan değildir.

Onunla ilgili kurduğumuz hikâye,

onun bizim için temsil ettiği şey,

onun sayesinde tamamlanacağını düşündüğümüz eksiklikler de sevginin içine karışır.

Bu yüzden bazı ayrılıklar bir insanı kaybetmekten çok, bir hayali kaybetmek gibi gelir.


Belki olgunlaşmanın ve sevmenin zor tarafı da burada başlıyor.

Karşımızdakini kendi hayalimize benzetmekten vazgeçmek.

Onun bizden ayrı bir insan olduğunu kabul etmek.

Bize benzemeyen taraflarını da görebilmek.

Eksiklerini, kusurlarını, sınırlılıklarını fark ettiğimizde ilişkiyi terk etmek yerine yeniden tanışabilmek.

Çünkü gerçek yakınlık, ideal olanla değil; gerçek olanla kurulur.

Belki de sevmenin en olgun hâli, karşımızdakini değiştirmeye çalışmadan görebilmektir.

Onun bizim hayalimizdeki kişi olmadığını fark ettiğimizde bile yanında kalabilmek…

Ve belki gerçek sevgi tam da burada başlar:


Bir hayale değil, bir insana yer açabildiğimiz yerde.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page