top of page

Ergenlerle İletişim Kurarken 5 Rehber Öneri:

  • Yazarın fotoğrafı: Ayça Özbatır
    Ayça Özbatır
  • 5 Nis 2020
  • 5 dakikada okunur




Hem bir terapist olarak hem de biri ergen diğeri de ergenliğe girmek üzere olan iki çocuk annesi olarak ergenlerle yaşamanın iniş ve çıkışlarını farklı yönlerden görme şansım oluyor.

Duygusal patlamalar ya da tepkisellikler dışında kendi fikirlerini paylaşma konusunda ebeveynleri ile ilgili “Ailemin bir fikri yok, bu yüzden kendimi açıklamaya ya da anlatmaya çalışmanın ne anlamı var?, "Zaten anlamayacaklar.”, "anlatsam ne olacak?" "şimdi tepki verecekler?" gibi düşünceleri oluyor ve paylaşmayı tercih etmeyebiliyorlar.

Bağırışlar, seslerin yükselmesi veya duygusal patlamalar, tepkisel yaklaşımlar, itirazlar gençlerin streslerini yönetmeye ve kendilerini savunmaya çalışmanın farklı yollarıdır. Aslında çocuğunuzun işler yoğunlaştığında ya da kendi adına kötüleştiğinde iletişim kurabilmeyi sağladığı tek yol bunlar olabilir bu dönemde. Tepki verdiğinizde bu sadece daha fazla çatışmaya neden olur.


İşte zor ergenlik yıllarında çocuklarla iletişim kurmak için gerçekten yararlı bulduğum 5 öneri.

1. Düşüncelerini Anlamadığınızı Düşündüğünüzde Anlamaya Çalışın.

İşte size gençlerle yaptığınız her işte yardımcı olacak basit bir öneri. Ne kadar zor olursa olsun ne hakkında konuştuklarını tam olarak anlamasanız hatta düşüncesini kabul etmeseniz bile, çocuğunuzla tüm etkileşimlere anlayışla ve anlamaya çalışarak başlamaya çalışın. Anlatmak istediğini hemen “saçma”, “böyle düşünce mi olur.” diye geri püskürtmeyin.

İşte bir örnek. Çocuğunuzu, derslerini çalışması gerekirken arkadaşlarıyla online sohbet ederken görüyorsunuz. Bu durum sizi çıldırtıyor çünkü “Derslerle ilgili zorluklarla uğraşıyor ve ödevini yapması gerekirken umursamıyor ya da anlamıyor gibi görünüyor” diye düşünüyorsunuz.

Diğer yandan genç çocuğunuz, “arkadaşlarıyla yazışmak ve skype’dan arkadaşım ile konuşmak zorundayım. Bugün bir arkadaşımla tartışmıştım ve sorun büyüdü. Ben de destek olmak istedim.” diyor.

Siz ve çocuğunuz iki farklı gerçeklikte yaşıyorsunuz. Onun yaşına göre gerçekliği ile sizin gerçekliğiniz farklı. Sizin gerçekliğinizden görmesini beklerseniz aranızdaki çatışma kaçınılmazdır. Çocuğunuza dürüstçe ve samimiyetle neden sohbet ettiğini, ne olduğunu sorun. Tamamen anlamasanız bile onun gerçekliğini anlamaya çalışın. Neler olduğunu öğrendikten sonra şunu söylemeyi deneyin:

“Arkadaşlarından biriyle tartışmanın senin için ne kadar zor olduğunu anlıyorum. Ancak bu ödevi yarın tamamlayıp vermen gerektiğini biliyorsun değil mi? Okul işi senin işin ve bunu en iyi şekilde yapabilmen senin sorumluluğunda. Oturup bu gece zamanını yönetmenin ve bu ödevi tamamlamanın iyi bir yolunu düşünelim.”

Bu söylediklerinizi çürütmeye çalışacak ya da savunmaya geçecektir. “anlıyorum, ama…” dememeye çalışın. Anlayışlı olmaya çalışın ve ona neyin değişmesi gerektiğini söylemeden önce kendinizi çocuğunuzun yerine koymaya çalışın. O yaşlarda sizin gerçekliğiniz neydi?

Bunu yaptığımızda çocukların söylediklerimizi daha dikkate alma eğiliminde olduklarını gördüm. Kendilerini size karşı savunmak zorundaymış gibi hissetmek yerine, aslında o zaman söylediğinizi dinliyorlar.


2. Duygusal Olmayın ya da Kişisel Olarak Almayın

Duygusal yaklaşımınız, genç çocuğunuza ulaşmaya çalışırken düşmanınızdır. Size söylediği ve yaptığı şeyin size karşı olmadığını kendinize hatırlatın. Nasıl davrandığını, hatta nasıl düşündüğünü beğenmeyebilir ya da onaylamayabilirsiniz, ancak davranışları sizi etkilese bile duygularınızı bundan uzak tutabilirsiniz.

Bunun kolay bir şey olduğunu söylemiyorum. Zor ama çok çok etkili ve diğerleri gibi öğrenebileceğiniz bir beceridir. Aslında, ebeveynlere çocuklarıyla konuşmadan önce bu mantrayı tekrarlamalarını söylüyorum:

“Bu sadece ebeveynlik işi. Kişisel değil.”

Gerçekten düşündüğünüzde, çocuğunuz kendisi olma ve kendini oluşturma çabası içinde olduğu bir dönemde. Kendisi olmaya çalıştığı bu dönemde çıldırmanız için hiçbir neden yoktur. Kötü bir seçim yapıyor olabilir, ama gerçek şu ki, daha iyisini yapmak için henüz yetenekli ve yetkin olmadığını kendinize hatırlatın. Yani işiniz ona daha iyi seçimler yapması için rehberlik etmektir, böylece problem çözme becerilerini daha iyi geliştirebilir.

Bir ebeveyn olarak işinize odaklanmaya çalışın, daha az duygusal olmanıza yardımcı olacaktır. Sinirli hissettiğinizde, unutmayın, kişisel olarak almayın. Başlangıçta, sınır belirlediğinizde çocuğunuz sizden hoşlanmaz. Kendinize bunun basitçe çözülmesi gereken bir sorun olduğunu ve her zamanki gibi ebeveynlik işinin bir parçası olduğunu söyleyin.


3. Yüklenmek İçin Değil, Samimi Sorular Sorun.

Çocuğunuzdan fikirlerini isteyin ve işbirlikçi olun. Ona inandığınızı ve hayatında mücadele ettiği için ona kızgın olmadığınızı görmesine izin verin. Yeteneklerine inancınız olduğunu ve işleri kendi başına halletmek için bir alana sahip olduğunu görmesine izin verdiğinizde, ona gerçek bir güven geliştirmeye başlayacaksınız.

Çocuğunuzu savunmaya sokacak yüklenme içerikli sorular sormayın. “Neden zamanında kalkamıyorsunuz? Neyin var?" gibi sorular sormak çözüm değildir, çatışmaya yol açar. Bunun yerine, aşağıdakilerle bir konuşma açmayı deneyin:

“Ali, zamanında nasıl uyanabileceğin hakkında bir fikrin var mı?”

Bilmediğini söylüyorsa, birkaç öneri sunun ve hangisinin onun için çözüm olacağını sorun. Çocuğunuza sorunlarını çözmesi gerektiğini belirtin. Onun sorumluluk alanına adım atmayın. Ona, kendi sorunlarını çözme fırsatı verin - evet, fırsat.

Ama çözüm bulmasına yardım etmek için orada olduğunuzu bilmesini sağlayın. Ve davranışlarının doğal sonuçlarıyla başa çıkmasına izin verdiğinizden emin olun. Soruna sahip olmak, sonuçlara sahip olmak demektir.

Nihai hedefiniz çocuğunuzun kendisini düşünmesine yardımcı olmaktır. Kendisi için düşünmek, onun dünyası üzerinde kontrol sahibi olduğunu hissetmesine yardımcı olacaktır.

Söylediklerini açıkça dinleyin ve ondan her seçim ve kararı ile ilgili eleştirel düşünmesini isteyin. Verdiği kararda işe yarayanlar neler ya da olumsuz etkileyecek şeyler neler? Seçiminin doğal sonuçları ne olurdu ve bunlarla başa çıkmak konusunda ne hissederdi?

4. Çocuğunuzun Sizi Memnun Etmesine ya da İyi Davranmasına “İhtiyacınız Yok”

Çocuğunuzun iş birliğine, onaylamasına veya iyi davranmasına ihtiyacınız varmış gibi hissetmeyin veya göstermeyin. Çocuğunuzdan daha iyi hissetmeniz için bir şey yapmasına ihtiyacınız olduğunu hissettirdiğiniz anda, kendinizi savunmasız bir pozisyona sokarsınız çünkü ergen çocuğunuz sizi kendinizi iyi hissettirmek zorunda değildir.

Doğal olarak bir şeye ihtiyacınız olduğunda, istediğiniz gibi olmasını istediğinizde veya onu alamadığınızda, daha fazlasını kontrol etmek ve almak için durumu manipüle etmeye çalışacaksınız. Ve çocuğunuz gittikçe kendi dediğini yapmak için ya daha meydan okuyan, tepkisel bir yaklaşım içine girecek veya uyumlu olmak için pasif olmayı seçecek ve boyun eğecektir - ikisi de doğru değildir.

Gerçek şu ki, sizi ya da kendi düşüncenizi birinin desteklemesine ihtiyacınız yok. Kendinizi doğrulayabilir ve kendi sorunlarınızı çözebilirsiniz. Çocuğunuz harekete geçiyorsa, bu onun sorunudur. Sorununuz ona nasıl davranacağınıza karar vermektir. Çocuğunuza nasıl davranacağınız sizin elinizde, onun elinde değildir.

Kendinize “Nasıl davranıyor olursa olsun ben nasıl davranmak istiyorum?”, “Neye katlanabilirim ve ne yapabilirim ya da yapamam?” sorun. Siz kendi davranışlarınızdan sorumlusunuz, gücünüzü geri alın ve kendinize, “Çocuğum bana bağırıyorsa, durmasına ihtiyaç duymak yerine, arkamı dönüp uzaklaşıp onunla meşgul olamam” diyebilirsiniz.

Çocuğunuza, size kibarlıkla yaklaşana kadar onunla konuşmayacağınızı bildirebilirsiniz. Gerçek şu: Çocuğunuzun değişmesini veya şekillenmesini sağlamaya çalışmadığınızda, kendiniz için daha iyi seçenekler düşünebileceksiniz. Ve çocuğunuz daha az meydan okuyacak çünkü direnecek kimsesi olmayacak. Onu kontrol etmeye çalışmadığınızda ve ona tepki vermediğinizde, sizinle değil kendisiyle güreşmek zorunda kalacaktır.


5. Her ikiniz de sakin olana kadar hiçbir şey yapmayın.

Diğer bir temel kural, siz ve çocuğunuz her iki tarafta sakinleşene kadar bir şey yapmaktan kaçınmaktır. Gerçek şu ki, üzgün ya da kızgın olduğunuzda veya çocuğunuz üzgün ya da kızgın olduğunda çocuğunuza cevap vermek ya da bir tepki vermek zorunda değilsiniz. Hiçbir şey söyleyemeyebilirsiniz. Sakinleşene kadar bekleyebilirsiniz.

Duygular sakinlediğinde, oturup onunla konuşabilirsiniz. Duygular tepedeyken zor bir konuyu gündeme getirmeye ya da o anın yoğunluğu ile bir çatışmayı çözmeye çalışmak asla iyi bir fikir değildir. Yani siz ya da çocuğunuz üzgünse, daha sakin bir şekilde hitap edebileceğiniz zamanı bekleyin.

Duygular tepedeyken çocuğunuzla sohbet etmeye çalışırsanız ve o kaba veya sınırı aşacak şekilde davranırsa, o zaman kendinizi tutacağınızdan ve kavgaya sürüklenmeyeceğinizden emin olun. O anda çocuğunuzla olan iletişiminiz açık ve saygılı bir konuşma yapmanın imkansız olduğu bir durumsa, sakin ve dik durmanın sizin işiniz olduğunu unutmayın.

Kendinize “Ne olursa olsun tepki vermeyeceğim” dediğiniz bir sloganınız olsun. Bunu sürekli olarak yapabiliyorsanız, zamanla aranızdaki kutuplaşma azalacaktır. Buna kendi kendine konuşma denir ve gerçekten işe yarar.

Ve zaman zaman bir tartışmaya çekilirseniz ki - ergenler bunu çok iyi yapar ve sizi manipüle eder - kendinizi kötü hissetmeyin - güçlü kalmak kolay değildir. İyi haber şu ki, manipülasyon dansına girmezseniz, sakin olmanız o kadar kolaylaşacaktır.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Neden Sürece Müdahale Etmek İstiyoruz?

Sabırsızlık, Kaygı ve Kontrol İhtiyacı Bir süreç uzadığında çoğu insan huzursuz olur. Çocuğun zorlanması, ilişkinin düğümlenmesi, terapide tekrar eden konular… Bir noktada içten içe şu dürtü yükselir:

 
 
 

Yorumlar


bottom of page