Çocuğun Hayatından Bütün Taşları Kaldırabilir miyiz?


Bir çocuğu sevmenin belki de en zor taraflarından biri, onun başına gelecekleri kontrol edemeyeceğimizi bilmektir.
Yine de deneriz.
Doğru okulu seçmeye, doğru arkadaşlıkların içinde olmasını sağlamaya, yanlış kararların önüne geçmeye, yaşayabileceği hayal kırıklıklarını önceden görmeye çalışırız.
Bazen birkaç adım sonrasını hesaplarız.“Böyle olursa ne olur?”“Ya bundan etkilenirse?”“Bunu yaşaması onda nasıl bir iz bırakır?”
Bütün bunların içinde çok anlaşılır bir ebeveynlik arzusu vardır: Çocuğumu korumak istiyorum.
Ama korumakla, onun hayatından bütün güçlükleri çıkarmaya çalışmak arasında ince bir sınır vardır.
Bir çocuğu korumak ne demektir?
Çocuklarımızın hayatında neyin iyi neyin kötü olabileceğini öngörmeye çalışırız. Çünkü yetişkinizdir; daha önce yaşamış, kaybetmiş, yanılmış, incinmişizdir.
Belki biraz da kendi geçmişimizden biliriz bazı şeylerin ne kadar acıtabildiğini.
Bu yüzden çocuğumuzun aynı yerlerden geçmesini istemeyiz.
Fakat bazen tam burada fark edilmesi güç bir şey olur: Çocuğun yaşayabileceği güçlüğü düşünmekle, o güçlüğün hiç yaşanmamasını sağlamayı kendi sorumluluğumuz gibi görmek birbirine karışır.
Ve ebeveynlik giderek yorucu bir zihinsel uğraşa dönüşebilir.
Her olasılığı düşünmek. Her riski azaltmak. Her yanlış seçimi önlemek. Her hayal kırıklığından önce orada olmak.
Sanki yeterince dikkatli olursak hayatın çocuğumuza dokunacağı yerleri kontrol edebilirmişiz gibi.
Oysa edemeyiz.
Çocukların yalnızca korunmaya değil, karşılaşmaya da ihtiyacı vardır
Bir çocuğun gelişimi yalnızca iyi şeylerle karşılaşarak gerçekleşmez.
Bazen istediği olmaz. Bazen bir arkadaşlığı biter. Bazen yanlış bir seçim yapar. Bir ortama uyum sağlamakta zorlanır. Bir öğretmeni onu anlamaz. Bir sınavdan beklediği sonucu alamaz. Birinin onu sevmesini ister ama sevilmez.
Bunların hiçbirini romantikleştirmeye gerek yok. Bazıları gerçekten acıtır.
Ama çocuğun ruhsal kapasitesi yalnızca onu acıdan uzak tutarak gelişmez. Yaşadığını anlamlandırabilmesi, duygusuyla kalabilmesi, gerektiğinde yardım isteyebilmesi ve bir güçlüğün ardından yeniden hareket edebildiğini deneyimlemesiyle de gelişir.
Çocuklar ve ergenler çoğu zaman yetişkinlerin tahmin ettiğinden daha esnektir.
Esneklik, hiçbir şeyden etkilenmemek değildir. Etkilenip yine de yoluna devam edebilmektir.
Peki ebeveyn nerede duracak?
Belki asıl soru budur.
Çünkü “Her şeyi kontrol edemem” demek, “Hiçbir şey yapmayacağım” demek değildir.
Çocuğun ihtiyacı, başına hiçbir şey gelmeyeceğini garanti eden bir ebeveyn değildir. Zaten böyle bir garanti mümkün değildir.
Belki daha çok, bir şey olduğunda yanında kalabilen bir ebeveyne ihtiyacı vardır.
Onun yerine hemen çözmeden dinleyebilen, yaşadığı hayal kırıklığını küçümsemeden taşıyabilen, gerektiğinde sınır koyabilen, gerçek bir tehlike olduğunda müdahale edebilen ama her güçlüğü tehlike olarak görmeyen.
Ve belki en önemlisi, çocuğun kendi deneyimine de güvenebilen.
Çünkü bazen yetişkinin kaygısı çocuğun yaşadığı şeyden daha büyük olabilir.
O zaman çocuk yalnızca kendi güçlüğüyle değil, ebeveyninin o güçlüğe dayanamadığı duygusuyla da karşılaşır.
Her şeyi önleyememek bir eksiklik değildir.
Ebeveynlikte zor olan belki de budur:
Bir çocuğun hayatında çok önemli bir yerimiz vardır ama hayatının tamamı bizim elimizde değildir.
Onun adına bütün doğru kararları veremeyiz. Her kaybı önleyemeyiz. Her ilişkiyi düzenleyemeyiz. Her yanlış yoldan zamanında çeviremeyiz.
Ve belki bunların hepsini yapabilseydik bile, çocuğumuzun kendi hayatını kurabilmesi için gerekli olan bir şeyi de elinden almış olurduk:
Kendi deneyiminin öznesi olma imkânını.
Bir noktadan sonra ebeveynliğin meselesi çocuğun önündeki bütün taşları kaldırmak değil, onun bazı taşlara takıldığında ne yapabileceğini keşfetmesine de alan açmaktır.
Bu kolay değildir.
Çünkü sevdiğimiz birinin zorlandığını izlemek, bazen onun zorlanmasından daha fazla bizim tahammülümüzü sınar.
Belki o anlarda kendimize sorabileceğimiz soru şudur:
Şu anda çocuğumun gerçekten bana ihtiyacı olan bir yerde miyim, yoksa onun yaşayacağı şeyi ben yaşamamak için mi müdahale etmeye çalışıyorum?
İkisinin arasındaki çizgi her zaman açık değildir.
Ama belki ebeveynliğin önemli bir kısmı da tam olarak o çizgiyi tekrar tekrar aramaktır.
Çocuğun hayatını onun yerine yaşamadan yanında kalabilmek.
Onu dünyanın bütün güçlüklerinden koruyamayacağımızı bilerek, karşılaştığı dünyada kendi ayakları üzerinde durabileceğine yavaş yavaş güvenebilmek.



Yorumlar