top of page

Düşünmenin Mümkün Olduğu Alan

Yazarın fotoğrafı: Ayça Özbatır
Ayça Özbatır
11 Eyl
3 dakikada okunur

Çerçeve yalnızca sınırları ve kuralları koruyan bir şey midir?

“Çerçeve” dendiğinde çoğumuzun aklına önce sınırlar gelir.

Nerede başlayıp nerede bittiği, neye izin verildiği, neye verilmediği... Kurallar, süreler, mesafeler…

Belki de bu yüzden çerçevenin bozulmasını da çoğu zaman bir sınırın ihlal edilmesi olarak düşünürüz.

Oysa psikoterapide çerçevenin işlevi yalnızca sınır çizmek değildir.


Çerçeve, düşünmenin mümkün olduğu bir alan yaratır.


Bir sınır neden güven verir?

Bir resmin çerçevesini düşünelim.

Çerçeve resmin kendisi değildir. Ama resmin nerede başlayıp nerede bittiğini belirler. Onu çevresindeki dünyadan ayırır ve ona bakabileceğimiz bir alan oluşturur.

Ruhsal çerçeve de biraz böyledir.

Bir ilişkinin sınırlarının olması yalnızca “buraya kadar” demek değildir. Aynı zamanda o sınırların içinde neyle karşılaşacağımızı bir ölçüde öngörülebilir kılar.

Psikoterapide görüşmenin belirli bir zamanda başlayıp bitmesi, düzenliliği, mahremiyet, terapistin konumu ve ilişkinin sınırları ilk bakışta yalnızca birtakım kurallar gibi görünebilir.

Oysa bütün bunların başka bir işlevi vardır:

Kişinin getirdiklerinin kalabileceği, taşınabileceği ve düşünülebileceği bir alan oluşturmak.

Çünkü bazen düşünmeye başlayabilmek için önce, yaşadığımız şeyin bir yerde tutulabileceğini hissetmeye ihtiyaç duyarız.


Çerçeve duyguyu ortadan kaldırmaz.

Güvenli bir alan, yalnızca rahat hissettiğimiz bir alan değildir.

Bazen tam tersine, zor duyguların ortaya çıkabildiği bir yerdir.

Öfke olabilir. Hayal kırıklığı olabilir. Beklemek olabilir. İstemediğimiz bir gerçekle karşılaşmak olabilir.

Çerçevenin işlevi bunların ortaya çıkmasını engellemek değildir.

Ortaya çıktıklarında taşınabilecekleri bir yer sağlamaktır.

Burada önemli bir ayrım vardır:

Birinin duygusunu taşıyabilmekle, o duygunun talep ettiği şeyi yapmak aynı şey değildir.

Bir insanın hayal kırıklığını görebiliriz ama onu hemen ortadan kaldırmak zorunda olmayabiliriz.

Öfkesini anlayabiliriz ama yalnızca öfkelenmesin diye sınırı değiştirmemiz gerekmeyebilir.

Üzüntüsüne eşlik edebiliriz ama onu gerçekliğin bütün hayal kırıklıklarından koruyamayız.

Belki çerçevenin önemli işlevlerinden biri tam da burada ortaya çıkar:

Duygunun var olmasına izin verirken gerçekliği de kaybetmemek.

Bazen çerçeveyi iyi niyet de bozabilir

Çerçeveyi yalnızca katılığın bozduğunu düşünmek kolaydır.

Oysa bazen tam tersine, onu iyi niyet bozabilir.

Karşımızdakinin zorlandığını gördüğümüzde biraz daha esneriz.

Üzülmesin diye bir istisna yaparız.

Kaygısını azaltmak için belirsizliği hemen ortadan kaldırmaya çalışırız.

Bir süreliğine bunlar gerçekten rahatlatıcı olabilir.

Ama her rahatsızlığı hızla ortadan kaldırmaya çalışan bir ilişki, zamanla düşünmeye ayrılan alanı da daraltabilir.

Çünkü bazı duyguların hemen çözülmesi değil, bir süre taşınması ve düşünülebilmesi gerekir.

“Bu sınır bende neye dokundu?”

“Beklemek neden bu kadar zor geliyor?”

“Birinin bana hayır demesi neden reddedilmiş gibi hissettiriyor?”

“Bu hayal kırıklığını hemen gidermediğimizde ne oluyor?”

Çerçeve bu soruların cevabını vermez.

Ama onların sorulabileceği alanı korur.


Peki çerçeve hiç esnemez mi?

Çerçeveyi korumak, hiç değişmemek anlamına gelmez.

Katı olan her şey güvenli değildir.

Koşullar değişebilir. İhtiyaçlar değişebilir. Bir ilişkinin içinde yeniden düşünülmesi gereken şeyler ortaya çıkabilir.

Belki asıl mesele çerçevenin hiç esnememesi değil, neden esnediğinin düşünülebilmesidir.

Bir sınırı değiştiriyorsak bunu karşımızdakinin duygusuna dayanamadığımız için mi yapıyoruz?

Yoksa değişen koşulları düşünüp gerçekten başka türlü olmasının daha uygun olduğuna mı karar veriyoruz?

Dışarıdan bakıldığında ikisi aynı davranış gibi görünebilir.

Ama ruhsal olarak birbirlerinden oldukça farklıdır.

Çünkü birinde düşünerek verilmiş bir karar vardır.

Diğerinde ise bazen yalnızca o anda ortaya çıkan rahatsızlığı ortadan kaldırma arzusu.


Düşünebilecek kadar güvende olmak

Belki bu nedenle çerçeveyi yalnızca bir kurallar bütünü olarak görmek eksik kalır.

İyi bir çerçeve ne duyguyu susturur ne de gerçekliği duygunun isteğine göre sürekli yeniden düzenler.

İkisinin aynı anda var olabileceği bir alan yaratır.

Kişi öfkelenebilir ve ilişki devam edebilir.

Hayal kırıklığı yaşayabilir ve bu duygu düşünülebilir.

Bir sınırla karşılaşabilir ve bunun kendisinde ne uyandırdığını merak edebilir.

Gerçeklik değişmeyebilir ama kişi onun karşısında yalnız kalmayabilir.

Belki çerçeveyi korumaktaki en temelde nokta budur:

Kuralları ne pahasına olursa olsun korumak değil; duygunun taşınabildiği, gerçekliğin inkâr edilmediği ve düşünmeye devam edilebildiği alanı korumak.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page