Bir Şey Daha Olsa Tamamlanacak mıyız?


Bazen hayatımızı küçük bir “sonra” cümlesinin etrafında kurarız.
Bu işi alırsam rahatlayacağım. Bu ilişki olursa kendimi daha iyi hissedeceğim. Biraz daha para kazanırsam… Biraz daha zayıflarsam… O eve taşınırsam… Çocuğum şu sınavı atlatsa… Hayatım biraz daha düzene girse…
O zaman.
Sanki bugünle tamamlanmış hissedeceğimiz hayat arasında eksik olan tek bir parça vardır. Onu da yerine koyduğumuzda içimizdeki huzursuzluk dinecek, artık başka bir şey istemeyecekmişiz gibi.
Bazen gerçekten de istediğimiz şeye ulaşırız.
Yeni iş başlar. İlişki kurulur.Beklediğimiz haber gelir.İstediğimiz şeyi satın alırız.Uzun zamandır ulaşmaya çalıştığımız hedef gerçekleşir.
Bir süre için iyi de gelir.
Sonra, çoğu zaman farkına bile varmadan, başka bir şey belirir.
Yeni bir istek. Yeni bir hedef.Yeni bir “henüz değil”.
İnsan neden sahip olduğu şeyle tamamlanmaz?
Belki eksik olan yanlış yerde değildir
Eksiklik gündelik dilde genellikle giderilmesi gereken bir şeydir.
Bir şey eksikse tamamlarız.Bir boşluk varsa doldururuz. Bir ihtiyacımız varsa karşılarız.
Ruhsal dünyada ise eksik her zaman böyle çalışmaz.
Psikanalitik düşünce açısından insanın eksiklik duygusu yalnızca sahip olmadığı şeylerden kaynaklanmaz. Eksik, arzulayan bir varlık olmamızın da parçasıdır.
Hayatın başlangıcında ihtiyaç ile doyum arasındaki ilişki daha doğrudandır. Acıkan bebek beslenir, üşüyen bebek ısıtılır, huzursuz olduğunda bir başkasının varlığıyla yatışır.
Ama büyüdükçe yalnızca ihtiyaçları olan bir varlık olarak kalmayız.
Sevilmek isteriz. Seçilmek isteriz. Görülmek isteriz. Bir yere ait olmak isteriz. Değerli hissetmek isteriz.
Ve bunların hiçbirinin kesin, kalıcı bir doyumu yoktur.
Bir başkası bizi sevebilir ama bir daha hiç sevilmeye ihtiyaç duymayacağımız bir noktaya ulaşamayız.
Bir başarı elde edebiliriz ama o başarı bundan sonra değerimizden hiç kuşku duymamamızı sağlamaz.
Bir yere ait olabiliriz ama aidiyetin kaybedilemeyeceğine dair mutlak bir güvence edinmeyiz.
Belki tam da burada arzu ortaya çıkar.
Arzu neden bitmez?
Arzu çoğu zaman bir nesneye yönelir.
Bir insana.Bir işe.Bir eve.Bir bedene.Bir statüye.Bir başarıya.
Bu yüzden kolayca şöyle düşünürüz:
“İstediğim şey bu.”
Oysa bazen istediğimiz şeyin kendisinden daha fazlasını bekleriz.
Yeni iş yalnızca yeni bir iş değildir; belki değerli olduğumuzu hissettirecektir.
Bir ilişki yalnızca bir ilişki değildir; belki seçilmiş olduğumuzu kanıtlayacaktır.
Başarı yalnızca başarı değildir; belki sonunda “yeterli” olduğumuzu düşündürecektir.
Bir beden yalnızca beden değildir; belki bizi başkasının bakışında daha kabul edilebilir kılacaktır.
Böyle olduğunda nesnenin taşıması gereken yük büyür.
Çünkü artık ondan yalnızca bize haz vermesini değil, içimizdeki bir eksikliği bütünüyle kapatmasını bekleriz.
Ve hiçbir nesne bunu uzun süre yapamaz.
Belki bazı şeyleri çok istediğimiz halde elde ettikten bir süre sonra yeniden huzursuz olmamızın nedenlerinden biri de budur.
Sorun yanlış şeyi istemiş olmamız değildir.
Sorun, ondan bizi tamamlamasını beklememiz olabilir.
“Bir gün her şey tamam olacak” fikri
Belki hepimizin zihninde az ya da çok böyle bir hayat tasarısı vardır.
Bir gün işler yoluna girecek. Bir gün ilişkiler sakinleşecek. Bir gün kendimizden emin olacağız. Bir gün kaygılarımız bitecek. Bir gün her şey olması gerektiği gibi olacak.
Ve biz de sonunda rahatlayacağız.
Bu düşüncenin çekici bir yanı vardır. Çünkü eksikliği bugünün içinde taşımak yerine gelecekte çözülebilecek bir probleme dönüştürür.
Henüz olmadı, ama olacak.
Oysa hayat çoğu zaman böyle tamamlanmaz.
Bir mesele çözülürken başka biri başlar. Bir şeyi kazanırken başka bir şeyi kaybederiz.Bir seçim yaparken başka ihtimallerden vazgeçeriz.
İnsan olmak biraz da her şeye aynı anda sahip olamayacağımız gerçeğiyle yaşamaktır.
Bu, vazgeçmek ya da hiçbir şey istememek anlamına gelmez.
Tam tersine...
Eksik olmasaydı arzu da olur muydu?
Belki arzuyu yalnızca giderilmesi gereken bir huzursuzluk olarak görmek yerine, bizi hayata doğru hareket ettiren şeylerden biri olarak da düşünebiliriz.
Okumak isteriz. Yazmak isteriz.Birini sevmek isteriz. Bir yere gitmek isteriz. Bir şey üretmek, öğrenmek, değiştirmek isteriz.
Arzu bizi hareket ettirir.
Sorun arzulamak değildir.
Belki zorlandığımız yer, arzunun sonunda bizi tamamlayacağına inanmaktır.
Çünkü bir arzu gerçekleştiğinde hayat bitmez. Yeni bir arzu belirir.
Bu, doyumsuz ya da nankör olduğumuz anlamına gelmeyebilir.
Belki yalnızca insan ruhsallığının tamamlanmış, kapanmış bir yapı olmadığını gösterir.
Belki mesele eksikliği kapatmak değildir.
Eksikliği çoğu zaman hayatımızda yanlış giden bir şeyin kanıtı gibi algılarız.
“O da olsa…”
“Şunu da halletsem…”
“Bir tek bu eksik…”
Oysa bazen eksiklik, ortadan kaldırmamız gereken bir kusur değildir.
Belki mesele hayatımızdaki bütün boşlukları doldurmak değil; her boşluğun hemen doldurulması gerekmediğini taşıyabilmektir.
İstediğimiz şeylerin peşinden yine gidebiliriz.
Sevebiliriz. Başarabiliriz. Kazanabiliriz. Değişebiliriz.
Ama bunların hiçbirinden bizi nihai olarak tamamlamasını beklemek zorunda değiliz.
Belki insanın özgürleştiği yerlerden biri de burasıdır:
“Bir şey daha olursa tamamlanacağım” demek yerine, tamamlanmamışlığımızla da yaşamaya başlayabildiğimiz yer.
Çünkü belki de eksik olan, hayat başlamadan önce tamamlamamız gereken bir parça değildir.
Hayatı arzulamaya devam etmemizi mümkün kılan açıklığın kendisidir.



Yorumlar