Bir İlişkide Yalnızca Karşımızdaki Kişiyle mi Karşılaşırız?


Bir ilişkiye başladığımızda karşımızdaki insanı tanımaya çalışırız. Nelerden hoşlandığını, neye kızdığını, nasıl sevdiğini, ne zaman uzaklaştığını, ne zaman yakınlaştığını anlamak isteriz.
Fakat zaman içinde yalnızca onu tanımadığımızı fark edebiliriz. Onunla kurduğumuz ilişki, kendimiz hakkında da daha önce üzerinde durmadığımız bazı şeyleri görünür kılar.
Örneğin sevildiğimizi bildiğimiz halde neden zaman zaman sevilmediğimizden kuşkulanırız? Karşımızdaki insan biraz uzaklaştığında neden hemen ona yaklaşmak isteriz? Bazen neden bir tartışmanın kendisinden çok, o tartışmanın ardından gelen sessizliğe dayanmakta zorlanırız?
Bütün bunlar yalnızca karşımızdaki insanla ilgili değildir. Bir ilişkiye geçmiş deneyimlerimizle, beklentilerimizle, korkularımızla ve yakınlığa ilişkin öğrendiklerimizle de geliriz.
Bu nedenle ilişkiler yalnızca başkalarını tanıdığımız yerler değildir. Kendimizle, bazen de kendimizin henüz pek tanımadığımız taraflarıyla karşılaştığımız yerlerdir.
Ancak burada önemli bir ayrım var: Bir ilişkide kendimize bakabilmek, yaşanan her güçlüğün nedenini kendimizde aramak anlamına gelmez. Karşımızdaki insanın yaptıkları gerçekten incitici, ihmalkâr ya da sınırlarımızı ihlal eden davranışlar olabilir.
Kendimizi tanımak, bunları mazur görmemizi gerektirmez. Daha çok, yaşadığımız şeyin bizde nasıl bir karşılık bulduğunu ve bu karşılıkla ne yaptığımızı anlayabilmemize imkân verir.
Bir insanı değiştirebilir miyiz?
İlişkilerde zaman zaman karşımızdaki insanın değişmesini bekleriz. Daha fazla konuşmasını, bizi daha iyi anlamasını, duygularını daha açık ifade etmesini, bazı davranışlarından vazgeçmesini isteriz.
Bu beklentilerin hepsi yersiz değildir. Bir ilişkide birbirimizin ihtiyaçlarını gözetmek, davranışlarımızın karşı tarafta yarattığı etkiyi fark etmek ve gerektiğinde değişebilmek önemlidir.
Ancak bir insanın değişmesini istemekle, onu kendi istediğimiz insana dönüştürmeye çalışmak arasında bir fark vardır.
Bazen ilişkimizi, karşımızdaki insanın henüz olmadığı ama bir gün olabileceğini düşündüğümüz kişiyle sürdürürüz. Onun bugün kim olduğundan çok, yeterince anlatırsak, seversek, sabredersek kim olabileceğine yatırım yaparız.
Böyle olduğunda ilişkinin önemli bir kısmı, yaşanmakta olanı anlamaktan çok, henüz gerçekleşmemiş bir değişimi beklemekle geçebilir.
Üstelik bu bekleyiş yalnızca karşımızdaki insanla ilgili olmayabilir. Bazen onun değişmesi, bizim de güç bir kararla, bir hayal kırıklığıyla ya da bir kayıpla karşılaşmamızı ertelemenin yolu haline gelebilir.
Belki de burada kendimize sorabileceğimiz soru şudur:
Karşımdaki insanın değişmesini mi istiyorum, yoksa onun değişmesiyle benim içimdeki hangi güçlüğün ortadan kalkacağını umuyorum?
Bu soru, değişim beklentimizden vazgeçmemiz gerektiği anlamına gelmez. Yalnızca beklentimizin bizim için taşıdığı anlamı da düşünmeye davet eder.
Ben neyi farklı yapabilirim?
Belki de bazen kendimize sormamız gereken soru, “Sen ne yaparsan aramızdaki ilişki değişir?” değil, “Ben neyi farklı yaparsam bu ilişkide başka bir şey mümkün olabilir?” sorusudur.
Çünkü bir ilişkinin değişmesi için her zaman önce karşımızdaki insanın değişmesini beklemek zorunda olmayabiliriz.
Örneğin sürekli anlaşılmayı beklediğimiz bir yerde, neye ihtiyaç duyduğumuzu daha açık ifade etmeyi deneyebiliriz. Karşımızdaki uzaklaştığında hemen peşinden gitmek yerine, o uzaklığın bizde yarattığı duyguyla bir süre kalabiliriz. Bir tartışmanın ardından ilişkiyi mutlaka bizim onarmamız gerektiğini düşündüğümüz yerde, bu sorumluluğun neden hep bize aitmiş gibi hissedildiğini merak edebiliriz.
Bazen farklı davranmak, daha fazla çaba göstermek değildir. Daha önce üstlendiğimiz bir sorumluluğu artık tek başımıza taşımamaktır.
Elbette bizim farklı davranmamız, karşımızdaki insanın da değişeceğini garanti etmez. Bir ilişki iki kişinin katılımıyla kurulur ve sürdürülür. Ancak kendi davranışımızı değiştirdiğimizde, ilişkinin alışılmış düzeninde de bir farklılık ortaya çıkabilir.
Bu farklılık bazen yeni bir yakınlığa imkân verir. Bazen de ilişkinin değişime ne kadar açık olduğunu görmemizi sağlar.
Belki de kendimizi tanımanın ilişkilerimiz açısından en önemli taraflarından biri budur: Karşımızdaki insanı değiştirme gücümüz olmadığını kabul ederken, kendi seçimlerimiz üzerinde düşünme ve başka türlü davranabilme imkânımızı fark etmek.
Değiştirmek ile dönüşmek aynı şey değildir
Bir insanı kendi istediğimiz biçime sokamayız. Fakat bu, insanların değişmediği anlamına gelmez.
İlişkiler bizi dönüştürebilir.
Bazen biri tarafından gerçekten dinlenmek, kendimiz hakkında yıllardır taşıdığımız bir düşünceyi değiştirebilir. Daha önce hiç deneyimlemediğimiz bir yakınlık, yakınlığa ilişkin beklentilerimizi yeniden şekillendirebilir.
Bir ilişkide ilk kez öfkemizin ilişkiyi sona erdirmediğini, hayır dediğimizde sevilmeye devam edebildiğimizi ya da bir başkasına ihtiyaç duyduğumuzda küçümsenmediğimizi deneyimleyebiliriz.
Bunlar yalnızca karşımızdaki insan hakkında öğrendiğimiz şeyler değildir. Kendimizle ilgili bildiğimizi sandığımız bazı şeylerin de değişmesine imkân verir.
Elbette bunun tersi de mümkündür. Bir ilişkide sürekli eleştirilmek, görülmemek ya da ihtiyaçlarımızın önemsizleştirilmesi de kendimizle kurduğumuz ilişkiyi etkileyebilir.
Dolayısıyla ilişkiler her zaman iyileştirici ya da geliştirici değildir. Bazen genişletir, bazen daraltır; bazen daha önce mümkün görmediğimiz taraflarımızı ortaya çıkarır, bazen de kendimizden uzaklaşmamıza neden olabilir.
Buradaki önemli fark, dönüşümün bir başkasının bizi biçimlendirmesinden ibaret olmamasıdır.
Bir ilişkide değişmek, mutlaka kendimizden vazgeçmek anlamına gelmez. Bazen tam tersine, kendimize daha fazla yaklaşmanın yolu olabilir.
Yakınlık neden bazen zor gelir?
Yakınlık çoğu zaman yalnızca arzuladığımız bir şey olarak düşünülür. Oysa bir başkasına yakın olmak, aynı zamanda onun tarafından görülmeyi de içerir.
Sevilmek kadar, sevildiğimize inanabilmek de önemlidir.
Bazen karşımızdaki insanın sevgisinden kuşku duymamızı gerektirecek belirgin bir neden yokken yine de huzursuz hissedebiliriz. Bazen de biri bize yaklaştığında, uzun zamandır istediğimiz yakınlığın içinde beklemediğimiz bir sıkışma yaşayabiliriz.
Çünkü yakınlık yalnızca bugünkü ilişkimizi değil, yakınlığa dair geçmiş deneyimlerimizi de harekete geçirebilir.
Birine ihtiyaç duymak, geçmişte bağımlı kalmakla, hayal kırıklığına uğramakla ya da incinmekle ilişkilendirilmiş olabilir. Başka biri içinse sevgi, sürekli çaba göstermeyi veya karşısındakinin ihtiyaçlarını önceden fark etmeyi gerektiren bir deneyim olarak öğrenilmiş olabilir.
Bu nedenle aynı davranış, iki insan için çok farklı anlamlar taşıyabilir.
Birinin sessizliği, bir başkası için yalnızca düşünmek üzere verilmiş bir ara olabilirken, diğeri için terk edilmenin başlangıcı gibi hissedilebilir.
Birinin yakınlaşması güven verirken, başka birinde özgürlüğünü kaybedeceği korkusunu uyandırabilir.
Burada mesele hangi duygunun doğru olduğu değildir. Hissettiğimiz şeyin nereden geldiğini, bugünkü ilişkiyle nasıl buluştuğunu ve davranışlarımızı nasıl etkilediğini merak edebilmektir.
Kendimizi tanımak ilişkimizi nasıl etkiler?
Kendimizi tanımak, ilişkilerde artık hiç zorlanmayacağımız anlamına gelmez.
Bazen kendimizi oldukça iyi tanıdığımızı düşünürken, bir ilişkinin içinde daha önce fark etmediğimiz bir kırılganlığımızla karşılaşabiliriz.
Önemli olan belki de bütün bu duygulardan kurtulmak değil, onları tanıyabilecek bir alan oluşturabilmektir.
Örneğin karşımızdaki insan uzaklaştığında hissettiğimiz kaygıyı fark etmek, o kaygının bizi hemen bir şey yapmaya zorladığını da görmemizi sağlayabilir. Sürekli açıklama istemek, peşinden gitmek, geri çekilmek ya da öfkelenmek yerine, bir an için kendi içimizde ne olup bittiğini düşünebiliriz.
Bu düşünme alanı, duygularımızı geçersiz kılmaz. Tam tersine, onları yalnızca yaşadığımız değil, anlamaya da çalıştığımız bir deneyime dönüştürür.
Psikoterapi de böyle bir alan açabilir.
Kişinin yalnızca ilişkilerinde neler yaşadığını anlatması değil, bu yaşantılar içinde kendisini nasıl konumlandırdığını, neleri tekrar tekrar deneyimlediğini, nelerden korktuğunu ve neleri mümkün göremediğini merak edebilmesi önemlidir.
Bazen bir ilişkiyi değiştiren şey, karşımızdaki insanın farklı davranmaya başlaması değildir. Bizim, aynı ilişki içinde kendi duygumuzu, ihtiyacımızı ya da sınırımızı ilk kez başka türlü fark edebilmemizdir.
Bu farkındalık kimi zaman ilişki içinde yeni bir yakınlığın kurulmasına, kimi zaman da o ilişkinin sürdürülebilir olup olmadığının daha açık görülebilmesine yardımcı olabilir.
Çünkü kendimizi tanımak her zaman bir ilişkiyi sürdürmemizi sağlamaz. Bazen neden sürdürmekte zorlandığımızı, bazen de neden ayrılmakta zorlandığımızı anlamamıza imkân verir.
Peki bir ilişkide kiminle karşılaşırız?
Belki de bir ilişkiye başlarken yalnızca karşımızdaki insanı tanımaya çalıştığımızı düşünürüz.
Oysa zaman içinde onunla birlikte kendimizin de farklı taraflarıyla karşılaşırız. Sevilmek isteyen, yakınlıktan korkan, anlaşılmayı bekleyen, incinmekten kaçınan, bazen tutunan, bazen uzaklaşan taraflarımızla...
Bir ilişkiyi değerli kılan, bütün bu taraflarımızın ortadan kalkması değildir. Onları fark edebileceğimiz, üzerinde düşünebileceğimiz ve mümkün olduğunda birbirimize gösterebileceğimiz bir alanın oluşabilmesidir.
Belki de bu yüzden bir ilişkide sorabileceğimiz tek soru, “Karşımdaki insanı ne kadar tanıyorum?” değildir.
“Onunla birlikteyken kendim hakkında neler öğreniyorum?” sorusu da en az onun kadar önemlidir.



Yorumlar