Bilmiyorum” Demek Neden Bu Kadar Zorlaştı?


“Bilmiyorum.”
Oldukça sıradan iki kelime.
Ama söylemesi bazen düşündüğümüzden daha zor.
Birisi ne istediğimizi sorduğunda, çocuğumuzla ilgili bir sorun karşısında, ilişkimizde ne yapacağımıza karar veremediğimizde ya da hayatımızın bundan sonraki yönünü düşündüğümüzde…
Bir cevabımız olması gerektiğini hissedebiliyoruz.
Sanki bilmiyor olmak yalnızca henüz bir cevabımızın olmadığı anlamına gelmiyor da, kendimizle ilgili bir eksikliğe işaret ediyormuş gibi.
Belki de çünkü bugün bilmek yalnızca bilgi sahibi olmakla ilgili değil.
Nasıl bir ebeveyn olmamız gerektiğini bilmeliyiz. İlişkimizde sınırlarımızı bilmeliyiz. Ne istediğimizi bilmeliyiz. Neden böyle hissettiğimizi bilmeliyiz. Bize neyin iyi geldiğini bilmeliyiz. Geçmişimizin bugünkü seçimlerimizi nasıl etkilediğini bilmeliyiz.
Kendimizi tanımamız bekleniyor.
Üstelik yalnızca tanımamız da değil; sanki kendimizi doğru biçimde yönetebilmemiz gerekiyor.
Bu yüzden “bilmiyorum” bazen bir merakın başlangıcından çok, yetersizliğin itirafı gibi hissedilebiliyor.
Herkes biliyor gibi
Belki bunu zorlaştıran şeylerden biri de başkalarının bilgisinin bugün fazlasıyla görünür olması.
Bir ekranı açıyoruz.
Birisi çocuklarla nasıl konuşulması gerektiğini anlatıyor. Bir başkası ilişkilerde neyin sağlıklı olduğunu söylüyor. Başka biri sınırların nasıl konacağını, bir diğeri hangi davranışın ne anlama geldiğini açıklıyor.
Üstelik çoğu zaman oldukça kesin cümlelerle.
Böyle bir dünyanın içinde insanın kendi kararsızlığına rastlaması kolay değil.
Çünkü dışarıdan bakıldığında herkes bir şeyleri çözmüş gibi görünebiliyor.
Herkes biliyor da ben mi bilmiyorum?
Belki bugünün yetersizlik duygusunun biçimlerinden biri de bu.
Eskiden kusursuzluk daha çok yaptıklarımız üzerinden kuruluyordu belki: başarılı olmak, iyi görünmek, iyi bir hayat kurmak.
Şimdi buna başka bir beklenti daha eklenmiş gibi:
Kendimizi de kusursuz biçimde bilmek.
Ne hissettiğimizi, neden hissettiğimizi, ne istediğimizi, ne istemediğimizi…
İç dünyamızda belirsiz bir yer kalmamalıymış gibi.
Bir tür ruhsal kusursuzluk beklentisi.
Bilmek bazen rahatlatır
Elbette anlamak önemlidir.
Bir duygunun nereden geldiğini fark etmek, tekrar eden bir ilişki biçimini görebilmek ya da uzun zamandır adını koyamadığımız bir şeyi adlandırmak insana önemli bir hareket alanı açabilir.
Ama bilmenin başka bir tarafı da vardır.
Bilmek, belirsizliği azaltır.
Bir şeyin adını koyduğumuzda onun karşısında kendimizi biraz daha güvende hissederiz.
“Bilmiyorum” dediğimizde ise açıkta kalan bir yer vardır.
Henüz ne olacağını bilmiyoruzdur.
Karşımızdaki insanın ne yapacağını bilmiyoruzdur.
Verdiğimiz kararın doğru olup olmadığını bilmiyoruzdur.
Çocuğumuz için yaptığımız şeyin yıllar sonra nasıl bir anlam taşıyacağını bilmiyoruzdur.
Bazen bütün bunları bilmek istememizin altında yalnızca merak değil, belirsizliği kontrol etme arzusu da olabilir.
Çünkü bir cevabımız varsa, sanki olacakları da biraz kontrol edebilirmişiz gibi gelir.
Oysa hayatın önemli bir kısmı, ancak yaşandıktan sonra anlaşılır.
“Henüz bilmiyorum”
Belki burada küçük ama önemli bir fark var.
“Bilmiyorum” ile “bilemem” aynı şey değil.
Bilmiyor olmak, düşünmenin bittiği yer olmak zorunda değil.
Bazen tam tersine başlangıcıdır.
Henüz bilmiyorum.
Bu cümlede cevap yoktur ama bir açıklık vardır.
Biraz daha bakabilirim.
Fikrimi değiştirebilirim.
Henüz görmediğim bir şeyi görebilirim.
Karşımdakini kendi bildiklerimin içine hemen yerleştirmek yerine onu dinleyebilirim.
Kendim hakkında verdiğim kararları da bir süre askıda tutabilirim.
Belki düşünmek için gereken şey her zaman daha fazla bilgi değildir.
Bazen cevabı biraz geciktirebilmektir.
Psikoterapi odasında da her şeyin hemen açıklığa kavuşması gerekmez.
Bazen bir şey söylenir ve bir süre orada kalır.
Ne danışanın ne de terapistin henüz tam olarak bildiği bir anlamı vardır.
Zaman geçer.
Başka bir şey anlatılır.
Bir bağlantı ortaya çıkar.
Ve daha önce anlaşılmayan bir şey, başka bir zamanda anlam kazanmaya başlar.
Belki bazı şeylerin anlaşılabilmesi için önce bilinmeden kalabilmesine ihtiyaç vardır.
Biraz bakalım
Her şeyi bilmediğimizi kabul etmek kolay değil.
Çünkü bilmiyor olmak bizi yalnızca belirsizlikle değil, sınırlarımızla da karşılaştırır.
Çocuğumuzun hayatını bütünüyle öngöremeyiz.
Bir ilişkinin nereye varacağını bilemeyiz.
Verdiğimiz kararın bizi tam olarak nereye götüreceğini bilemeyiz.
Kendimizi bile her zaman bütünüyle tanımayız.
Belki mesele bütün bunlara rağmen mümkün olan en doğru cevabı bulmak değildir.
Bazen:
“Bilmiyorum.”
diyebilmek.
Ve ardından hemen bir cevap üretmek yerine:
“Biraz bakalım.”
diyebilmek.
Çünkü bazı cevaplar aranarak bulunur.
Bazılarıysa ancak yeterince acele edilmediğinde ortaya çıkar.



Yorumlar